Eskiden 500 liraya gezdiğin yol şimdi 300 metrede bitiyorsa, mesele sadece zam değil. Araba durduk yere cimriliği bırakıp obura dönmez; altında genelde bir sebep vardır. Yakıt tüketimi arttığında çoğu sürücü önce pompacıya kızıyor ama suç çoğu zaman ya bakım ihmalinde ya da bizim kullanım alışkanlıklarımızda saklı.
İlk şüpheli klasik: kirli hava filtresi. Motor nefes alamayınca daha çok yakıt ister. Aynı şekilde eski bujiler, kirli enjektörler ve yorgun motor yağı da motorun verimini düşürür. “Yağ değişimine daha var” diye ertelediğin bakım, sonra pompada senden faiziyle çıkar.
Bir diğer büyük suçlu lastikler. Havası düşük lastik, arabaya görünmez el freni çekmek gibi. Araç yürür ama motor daha çok zorlanır, sonuç: daha fazla yakıt. Özellikle şehir içinde bu fark ciddi hissedilir.
Sürüş tarzı da masum değil. Kırmızı ışıkta pole pozisyon kalkışı, ani fren, ani gaz… Formula pilotu gibi kullanıp sonra “Bu araba niye çok yakıyor?” demek biraz komik kalıyor. Agresif kullanım yakıtı yüzde 20-30 daha hızlı tüketebiliyor. Sabit hız, yumuşak gaz ve doğru vites kullanımı cebin dostudur.
Klima da sessiz düşman. Özellikle yazın tam güç klima açık, camlar da sonuna kadar açık gidiyorsan araba içeride ayrı dışarıda ayrı mücadele veriyor. Motor da bunun hesabını yakıttan kesiyor.
Bir de gizli masraflar var: sıkışan fren kaliperi, bozuk termostat, arızalı oksijen sensörü, yanlış yakıt kalitesi… Bunlar dışarıdan fark edilmese de depoda delik varmış hissi yaratır. Eğer araç aniden normalden fazla yakmaya başladıysa “geçer” diye bekleme; servise uğramak çoğu zaman pompa başında ağlamaktan ucuzdur.
Kısacası mesele bazen motor, bazen lastik, bazen de direksiyon başındaki sağ ayak. Araba çok yakıyorsa önce arabayı değil, alışkanlıkları sorgulamak lazım.



Yorumlar
Yorum ve fikirleriniz bizim için değerli. Siz de düşüncenizi aşağıya yazın.