Orta Doğu’da artan İran–ABD gerilimi otomobil piyasasını doğrudan etkileyebilecek gelişmeler arasında görülüyor. Özellikle petrol fiyatlarının yükselmesi, Türkiye gibi enerji ithalatına bağımlı ülkelerde otomotiv sektörünü zincirleme şekilde etkiliyor.
Gerginlik tırmandıkça ilk tepki genellikle petrol fiyatlarında oluyor. Brent petrol yükseldiğinde Türkiye’de akaryakıt fiyatları hızlı şekilde artıyor. Bu durum hem araç kullanım maliyetini hem de tüketici tercihlerinin yönünü değiştiriyor. Yakıt maliyetinin yükselmesi, büyük motorlu ve yüksek tüketimli araçlara olan talebi düşürürken hibrit, elektrikli ve küçük motorlu modellere ilgiyi artırıyor.
Diğer önemli konu ise kur baskısı. Jeopolitik risk arttıkça döviz kurları yukarı yönlü hareket edebiliyor. Bu da doğrudan sıfır araç fiyatlarına zam olarak yansıyor. Çünkü Türkiye’de satılan araçların büyük bölümü ithal ve fiyatları euro bazlı belirleniyor. Kurdaki artış ikinci el piyasasını da yukarı çekiyor.
Tedarik tarafında ise lojistik ve sigorta maliyetlerinin artması, araç sevkiyat sürelerini uzatabiliyor. Özellikle Çin ve Uzak Doğu’dan gelen araçlarda navlun maliyetlerinin yükselmesi fiyatlara gecikmeli zam olarak dönebiliyor.
Kısa vadede belirsizlik ortamı oluştuğunda tüketiciler genellikle “bekle–gör” moduna geçiyor. Bu da piyasada geçici bir durgunluk yaratabiliyor. Ancak kriz uzarsa araç fiyatları yeniden yukarı yönlü hareket edebiliyor.
Arabacılar yorumu:
Jeopolitik kriz dönemlerinde otomobil piyasasında iki senaryo olur: İlk etapta durgunluk, sonra sert fiyat artışı. Araç almayı düşünenler için fırsat genelde bu aradaki kısa dönemdir. Panikle değil, doğru zamanda hamle yapan kazanır.
